Silivri’de 2009 yılında gerçekleşen Münevver Karabulut cinayetinin 15. yılında, katil olarak hüküm giyen Cem Garipoğlu’nun kemiklerinden alınan DNA örneğinin ailesiyle uyumlu olduğu ilan edildi. Ancak mağduriyetin ailesi, bu bilimsel sonucu kabul etmiyor. Dr. Rezan Epözdemir, Karabulut ailesinin avukatı, resmi bir açıklama yaparak: "İTİRAZ HAKKIMIZI KULLANACAĞIZ" dedi. Bu itiraz, sadece DNA raporuna değil, daha önceki bir mahkeme kararının reddine de yöneliyor.
Kimin Kemikleri? Sorusunun Cevabı
2009 yılında İstanbul’da yaşanan trajedi, Münevver Karabulut’un öldürülmesiyle başlamıştı. Cem Garipoğlu, olayla bağlantılı olarak yargılandığı sırada cezaevine girmiş, ancak daha sonra hayatını kaybetmişti. Ölümünden sonra gömüldüğü yerin belirlenmesi ve kimlik doğrulaması uzun yıllar boyunca ailenin talebiydi. Sonunda, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı kararı aldı: Mezar açılsın, kemiklerden DNA örneği alınacak. Bu işlem, Türkiye’nin tek resmi adli tıp kurumu olan Adli Tıp Kurumu tarafından yapıldı. Sonuç net: Örnekler, Garipoğlu’nun annesi ve babasıyla doğrudan uyumlu. Bu yöntem, uluslararası standartlarda %99,9 doğruluk oranına sahip. Ancak bu, Karabulut ailesi için yeterli değil.
İtiraz Nedeni: Bilim mi, Şüphe mi?
Dr. Epözdemir’in açıklamasında, itirazın nedeni tam olarak belirtilmedi. Ama bir şey açık: Aile, bu sonucun doğru olduğunu düşünmüyor. Neden? Belki de Garipoğlu’nun ölümünden sonra mezarının kimliğiyle ilgili sorular var. Belki de olayla ilgili başka biriyle karıştırıldığını düşünüyorlar. Belki de, 15 yıl sonra bir DNA raporunun, bir ailenin acısını hafifletebileceğini sanmıyorlar. Hukuki Haber’e göre, Epözdemir, raporun açıklanmasının hemen ardından "ret kararı" üzerine itiraz dilekçesi verdi. Bu, daha önceki bir talebin — muhtemelen bağımsız laboratuvarla yeniden test isteği — reddedildiğini gösteriyor. Yani bu sadece bir rapora itiraz değil, bir süreçteki adil olmayan kararlar dizisine karşı bir direniş.
Kimler Bu Durumda Sessiz Kalıyor?
Garipoğlu’nun ebeveynleri, raporun açıklanmasından bu yana hiçbir açıklama yapmadı. Onlar, mahkeme sürecinin dışında kaldı. Karabulut ailesi ise, 15 yıldır sessiz kalmadı. Münevver’in annesi, kızkardeşi, dayıları… Hepsi, her duyuruda, her mahkeme oturumunda, her gazete haberiyle birlikte meşgul oldu. Bu, bir cinayet davası değil, bir ailenin acısının hukuki bir döngüye dönüşmüş hali. Birçok aile gibi, bu aile de, "katil öldü, iş bitti" demek istemiyor. Onlar, "kim öldürüldü? Kimin cesedi bu?" sorularına cevap istiyor. Ve bu sorular, sadece bilimsel değil, ahlaki ve duygusal bir ihtiyaç.
Ne Olacak Şimdi?
Türk ceza usulüne göre, adli tıp raporlarına karşı 30 gün içinde itiraz edilebilir. Epözdemir’in dilekçesi bu sürenin içinde sunuldu. Şimdi, İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilecek. Mahkeme, ya raporu kabul edip süreci kapatır, ya da yeniden analiz için bağımsız bir laboratuvara yönlendirir. Sonuç ne olursa olsun, süreç en az 6-8 ay sürebilir. Belki de, ailenin isteği üzerine, Ankara’daki Adli Tıp’tan farklı bir örnek alınacak. Belki de, Avrupa’dan bir uzman ekibi çağrılacak. Bu, Türkiye’de nadiren görülen bir adım. Ama bu aile, nadir şeyleri bekliyor.
Bu Durum Neden Önemli?
Bu olay, sadece bir DNA raporu tartışması değil. 2009’dan beri çözülemeyen bir cinayet, 15 yıl sonra bile bir aileyi yaralıyor. Bu, Türkiye’deki adli süreçlerin, mağdurların duygusal ihtiyaçlarını ne kadar dikkate aldığını gösteriyor. Bilim, bir şeyi doğrulayabilir. Ama bir ailenin acısını gideremez. Epözdemir’in itirazı, sadece hukuki bir hamle değil, bir toplumsal sinyal. "Biz, bu hikâyeyi unutmadık" diyor. Ve bu, adli sistem için bir soru: Ne zaman, bir cinayetin mağduru için tam bir adalet sağlanır?
Geçmişle İlgili Bir Not
2009 yılında Münevver Karabulut’un öldürülmesi, İstanbul’da büyük bir tepki çekmişti. Sosyal medyada #MünevverKarabulut trend olmuş, bir dizi haber kanalı bu cinayeti gündeme getirmişti. O dönemde, Garipoğlu’nun tutuklanmasında yeterli kanıt olmadığını söyleyen bazı savunma avukatları vardı. Ama mahkeme, gözlemler, tanık ifadeleri ve olay yerindeki izlerle onu suçlu ilan etmişti. Ölümü, olayın sonunu getirmişti — ama aile için değil. Onlar, cesedin kim olduğunu bilmeden, mezarının nerede olduğunu bilemeden, yıllarca beklediler. Şimdi, DNA raporu geldi. Ama aile, hâlâ cevap istiyor.
Sıkça Sorulan Sorular
DNA raporunun doğruluğunu kim kontrol edebilir?
Türk hukukunda, adli tıp raporlarına karşı itiraz edildiğinde, mahkeme bağımsız bir laboratuvara yeniden analiz emri verebilir. Bu laboratuvar, Türkiye’deki Adli Tıp Kurumu dışında olabilir — örneğin, Avrupa’dan bir kurum da tercih edilebilir. Ancak bu süreç uzun sürer ve maliyetlidir. Karabulut ailesi, bu olasılığı kapatmadı.
Cem Garipoğlu’nun mezarı nerede ve neden belirsiz?
Raporlarda mezarın tam yeri belirtilmemiş. Silivri’deki birkaç büyük mezarlıkta arama yapılmış olabilir, ancak hangi mezarlık olduğu resmi olarak açıklanmadı. Bu, ailenin şüphelerini artırdı: Mezarın kimin için hazırlandığı, Garipoğlu’nun ölümünden sonra kimin karar verdiği, neden bu kadar geciktiği gibi soruları gündeme getiriyor.
Münevver Karabulut’un ailesi başka hangi hakları talep ediyor?
Aile, sadece DNA raporuna itiraz etmekle kalmıyor, aynı zamanda cinayetle ilgili tüm belgelerin tamamının açıklanmasını istiyor. Özellikle, olay yerindeki kan izleri, silahın kim tarafından kullanıldığı ve olaydan sonra yapılan gözlemlerle ilgili kayıtların tamamını talep ediyorlar. Bu, adaletin tam olarak sağlanmasını sağlamak için gerekli olduğunu düşünüyorlar.
Bu durum, benzer cinayet davalarında bir öncül olabilir mi?
Evet. Bu durum, Türkiye’deki birçok cinayet davasında, katilin ölümüyle sürecin sona ermesi gerektiğini düşünen aileler için bir model olabilir. Karabulut ailesi, sadece kendi mağduriyeti için değil, diğer aileler için de bir örnek oluşturuyor. Bu itiraz, adaletin yalnızca bilimsel bulgularla değil, duygusal ve etik boyutlarıyla da ilişkili olduğunu gösteriyor.